Göçün Yüzleri

  • 17
    eylül
    Göçün Yüzleri
    "Mülteciler olmadan toplumsal barış olmaz"
    DETAYLI BİLGİ
  • 15
    eylül
    Göçün Yüzleri
    Almanya-Türkiye: Objelerle Göçün Belleği
    DETAYLI BİLGİ
  • 12
    eylül
    Göçün Yüzleri
    Siyasi Mülteciler ve Göçün Sosyolojisi
    DETAYLI BİLGİ
  • 12
    eylül
    Göçün Yüzleri
    12 Eylül, Siyasi Mülteciler ve Almanya
    DETAYLI BİLGİ
  • 12
    eylül
    Göçün Yüzleri
    12 Eylül ve Sürgündeki Sanatçılar
    DETAYLI BİLGİ
  • 05
    eylül
    Göçün Yüzleri
    Têkiliya Koçberî û Wêjeyê - Göç ve Edebiyat İlişkisi
    DETAYLI BİLGİ
  • 23
    Mayıs
    Göçün Yüzleri
    Göç, Emek, Kimlik Kolektif Öğrenme Deneyimi
    DETAYLI BİLGİ
  • 29
    nisan
    Göçün Yüzleri
    Türkiye – Almanya Göçleri Arşivi Yayında!
    DETAYLI BİLGİ
  • 05
    kasım
    Göçün Yüzleri
    "Göçün Yüzleri: Almanya - Türkiye " Çevrimiçi Kültür Festivali
    DETAYLI BİLGİ
Proje Hakkında

Projenin genel hedefi; Türkiye ile Almanya arasındaki çok katmanlı ve karşılıklı göçler tarihini gün yüzüne çıkararak, iki ülke toplumları arasında geçmişten bugüne yoğun bir biçimde yaşanan kader ortaklığı ve sosyal uyuma vurgu yapmak ve bu iki toplum özelinde açığa çıkmış göç deneyimlerinin ışığında göç olgusuna olumlu bir pencereden bakmayı teşvik etmektir. 

 

Project
12
September
Göçün Yüzleri
Siyasi Mülteciler ve Göçün Sosyolojisi

12 Eylül 1980 askeri darbesi sonrasında Türkiye’den Almanya’ya yaşanan göç dalgası, bu ülkedeki göç sosyolojisi üzerinde derin ve kalıcı etkiler yarattı. Bunların başında, göçmenlerin deneyimlediği sorunların daha görünür hale gelmesi, bu sorunların çözümü için daha güçlü inisiyatiflerin yaratılması oldu.

Esasen Almanya ile Türkiye arasında 1961 yılında imzalanan işgücü anlaşması ile gelen işçilerin Almanya’da sadece sınırlı bir süre kalması planlanıyordu. Nitekim bu işçilere de “misafir işçiler” deniyordu. Ne var ki evdeki hesap çarşıya uymayacak, göçmen işçiler Almanya’da hem kalıcılaşacak hem de sayıları her geçen yıl artacaktı. İşte 12 Eylül darbesi sonrası yaşanan siyasi göç dalgası, böyle bir göçmen sosyolojisi ile buluştu Almanya’da.

Burada iki önemli gelişmenin daha altını çizmek gerekiyor. Birincisi şu: 1980’li yıllara gelindiğinde dönemin Federal Almanya hükümeti, Türkiyeli göçmen ülkeleri kesin dönüşe özendirecek bir dizi adımı hayata geçirmeyi planlıyordu. 1983 yılında “kesin dönüşü teşvik yasası” çıkarıldı. Bu yasa, Türkiyeli göçmen topluluğunun göç deneyimi açısından da bir dönüm noktası olmuştur. Yasadan yararlanarak Türkiye’ye dönenler bir yana, Almanya’da kalmaya karar verenler açısından Almanya artık kalıcı bir yaşamın kurulduğu ülke konumuna yükselmişti. Bu ülkede yaşadıkları sorunların çözüme kavuşturulması, çalışma ve yaşam koşullarının iyileştirilmesi çok daha yakıcı bir mesele haline gelmişti. İşte siyasi göçmenler tam bu eşikte o göçmen sosyolojisi ile buluştular.

İkinci bir önemli gelişme, döneme damgasını vuran ekonomik kriz oldu. Özellikle maden ve demir sektörlerinde krizin etkileri derin biçimde hissedildi. Madenler kapatılmaya, demir-çelik fabrikalarının üretimi ülke dışına kaydırılmaya başlandı. Türkiyeli işçilerin yoğun biçimde çalışmakta olduğu bu sektörlerde büyük işçi eylemleri yapıldı.

Bu koşullar altında ülkeye gelen siyasi mültecilerin yarattığı etki de beklenenden büyük oldu. Türkiyeli göçmenler arasında örgütlenme hız kazandı. Çok sayıda dernek kuruldu. Gazeteler, dergiler yayınlanmaya başlandı. Ama esas etki gerek Türkiye gerekse de Almanya’daki “göçmen işçi” algısının hızlı bir biçimde değişmesi oldu. O güne dek her iki ülkede de belli stereo tipler içine sıkışmış bir algı egemendi. Bu algı kalıpları hızla kırıldı. Göçmenlerin gerçek yaşam ve çalışma koşulları gözler önüne serildi. Yaşadıkları sorunlara dair farkındalık güçlendi. Bu sorunlar karşısında geliştirdikleri talepler görünür hale gelmeye başladı. Sivil toplumda göç alanında yapılan çalışmalar hız kazandı. Siyasi partiler kapılarını göçmenlere açmaya başladı.

Sivil toplum ve siyasetin yanı sıra, Almanya medyası da artık 1960’lı yıllarda ülkeye gelen bu göçmen işçilerin ağır çalışma ve yaşam koşullarını konu alan programlar yapmaya başladılar. O güne dek medyada ağırlıklı olarak negatif biçimde işlenen ve ancak adli suçlara karıştıklarında haber olabilen göçmenler, bu kez kendi hakikatleri ve talepleri ile medyada yer almaya başladılar.

Bu durumun izlerini sinemada da görmek mümkündür. Günter Wallraff’ın 21 Ekim 1985’de yayınlanan En Alttakiler kitabı ve yaklaşık altı ay sonra aynı adla yayınlanan belgesel filmi, Almanya’daki göçmenlerin yaşadıklarını bütün çıplaklığı ile gözler önüne seriyordu. Kılık değiştirip bir Türk gibi iş arayan ve çeşitli yerlerde insanlık onurunu ayaklar altına alan koşullarda çalışan Günter Wallraff, aynı zamanda ayrımcılığa, yabancı düşmanlığına ve dönemin Almanya siyasetine karşı güçlü bir itiraz sergiliyordu. Bu belgesel ve film, günümüzde de göçmenlerin sorunlarıyla ve Türkiye’deki insan hakları ihlalleriyle yakından ilgili olan Günter Wallraff’a uluslararası bir ün getirdi.

Aynı yıllarda bir başka film, Almanya’da yaşayan Türkiyeli kadınların hayatına ışık tutacaktı. Tevfik Başer’in yönettiği, başrollerini Özay Fecht ve Yaman Okay’ın paylaştığı 40 metrekare Almanya filmi, Turna’nın Almanya’da 40 metrekareye sığdırılmış hayatını anlatıyor. Pek çok dalda ödül alan filmde, Almanya’ya gelenlerin yabancı bir kültürde yaşarken kendi geleneklerine Türkiye’dekilerden daha sıkı sıkı sarılması ve zaman zaman şiddete dönüşen muhafazakarlığı öyle gerçekçi bir dille anlatılıyor ki, yabancılığın, yalnızlığın ve kimsesizliğin dramını iliklerinize kadar hissediyorsunuz.

Almanya’daki Türkiyeli göçmen toplumunun yaşam ve çalışma koşulları hakkında medyadan sinemaya, sivil toplumdan siyasete dek her alanda oluşan bu ilgi; o güne dek yok sayılanların taleplerini yüksek sesle dillendirme olanağı bulabilmesi; sonraki yıllarda yerel yönetimlerden Federal parlamentoya kadar siyasetin kapılarının göçmenlere açılabilmesi… Denebilir ki bütün bunlar biraz da 12 Eylül sonrasında Almanya’ya giden siyasi mültecilerin çalışmaları sonucu mümkün olabilmiştir.

Göç çağında yaşıyoruz. Göç ve sosyal uyum başlığı altında sayısız çalışma yürütülüyor dünyanın dört bir yanında. 12 Eylül siyasi mültecilerinin deneyimleri, bu çalışmalar açısından da sayısız değerli ipucunu içinde barındıran çok özgün bir deneyim olarak göç tarihinde çok özel bir yer kaplamaya devam ediyor.

beraberceden duyurular, haberler ve etkinlikler için e-posta listemize katılın!