Güney Afrika’nın finans merkezi olan Johannesburg’un genel mimari yapısı son derece iç karartıcı. Eski sanayi binaları, şehir merkezini kaplayan çirkin bankaları, her yerde gözetlendiğiniz hissiyatını veren gökdelenleriyle; emlak sektöründe de yabancı yatırımcıların göz bebeği halinde olan turizm ve kültür merkezi Cape Town’dan çok farklı bir şehir görünümü var. Mimari ve hafıza ilişkisinde Johannesburg’un geçmişini göz önüne aldığımızda pek de şaşırtıcı bir durum değil. Öte yandan, şehrin içinde yüksek meblağlar harcanarak inşa edilmiş çok etkileyici birkaç modern mimari örneği var. Bunlardan birisi de Anayasa Mahkemesi binası.
1994’te kurulan Anayasa Mahkemesi için kullanılacak yeni yapı için 1997 yılında uluslararası düzeyde bir mimari tasarım yarışması düzenleniyor. Hiçbir toplumsal gruba sembolik ayrıcalık tanımadan Afrika’nın hem fiziksel hem kültürel görünümünü yansıtabilecek bir yapı olması hedefleniyor. İçinde mahkeme salonu, 11 yargıç için odalar, araştırmacılar ve yöneticiler için çalışma alanı, kütüphane ve ortak alanlar olması arzulanıyordu. Yarışmaya 30 ülkeden mimarlardan tam 580 başvuru gerçekleşti. Cape Town Üniversitesi’nden Derek ve Vivienne Japha, and Johannesburg’dan Herbert Prins bu önemli binanın mimarı olmaya hak kazandılar. Dünya İnsan Hakları Günü olan 21 Mart’ta, Anayasa’nın 10. Yılı 2004’te bina kullanıma açıldı.
Anayasa Mahkemesi binasının mimarisinde sembolik düzeyde ülkenin demokratik ve eşitlikçi yapısı son derece incelikle işlenmiş. Yapının girişinde Güney Afrika’nın 11 resmi dilinde ve rengârenk harflerle, Güney Afrika’yla özdeşleşen gökkuşağı söylemiyle paralel olarak, Constitution Hill yazıyor. Binanın uzun, görkemli, tahtadan giriş kapısının üzerinde anayasanın 27 maddesi işlenmiş. İçeri girdiğinizde sembolik değeri yüksek birçok eserle karşılaşıyorsunuz. Ayrıca, burada sürekli olarak yeni eserler sergileniyor. Yapıyı keşfettikçe mimari özelliklerine hayranlık duymamak içten değil. Mesela binanın üstü kapalı fakat yağmur yağdığında sular çatıdan içeri akıyor, oluklardan tekrar dışarı çıkıyor. İçeride fil dişleri hafızayı, anımsamayı simgeliyor.
Mahkeme salonunun içerisinde de baskın bir sembolizm var. Yargıçların oturdukları koltukların salonda mahkemeyi takip etmeye gelen insanların oturduğu koltukların seviyesinden daha yukarı olmamasına özen gösterilmiş. Salondaki Güney Afrika bayrağına 11 dilde ülkenin ismi ilmek ilmek işlenmiş. Fakat benim o odada dikkatimi çeken başka bir sembolik öge vardı: eşitlik sembolü olarak ayaklar.
Ayaklar ve Eşitlik
Mahkeme salonunun içinde, yargıçların ve dolayısıyla mahkemeyi izlemeye gelenlerin göz hizasından dışarıyı görebilecekleri şekilde camla kaplı. Fotoğrafta gördüğünüz cam aralıktan, mahkemenin yanından yürüyüp geçen insanları görüyorsunuz, fakat cam aralık, insanların sadece ayaklarını görebileceğiniz yükseklikte. Altında yatan fikir şu: bu salonda adil olması gereken bir yargılama gerçekleşiyor. Yargılanan insanın teninin rengi, ekonomik durumu, cinsiyeti, dini inançları mahkemenin sonucunu etkilememeli. Bu camdan bakarken geçip giden insanların ayaklarını, sadece yürüyüp giden insanlar görüyorsunuz. Beyaz mı siyah mı, fakir mi zengin mi, genç mi yaşlı mı, bilmiyorsunuz. O sizin için sadece bir insan oluyor. O insanı kategorize edemediğiniz için, önyargısız yaklaşıyorsunuz. Mahkemede yer alan her insana, özellikle hakim ve yargıçlara adil olmaları için bir hatırlatma olarak düşünülerek bu şekilde tasarlanmış.
Dost başa, düşman ayağa bakar, der bir Türk atasözü, başka bir şey anlatır ama ben de insanların ayaklarında bakmaya başladım. Asıl dikkat çekmeye çalıştığım noktadan, yani Güney Afrika’daki ekonomik eşitsizliklerden ve sınıf farkından bahsetmek istiyorum. Birlikte ayaklara bakmaya ve ayaklardan insanlara dair çıkarımlarda bulunmaya çalışalım bakalım, hakikaten varsayıldığı gibi ayaklar insanların kim olduğuna dair bir şey söylemiyor mu?
Burada göstermeye çalıştığım şey, toplumsal sınıf farkının ne kadar derin olduğu; yüzümüzden ayaklarımıza, giysimizden yürüyüşümüze kadar sinmiş olduğu. Adalet sistemine ulaşabilmek için bile belli bir sınıfsal konumun üzerinde olmak gerekiyor, dolayısıyla hakikaten buradan yürüyen insanların ayaklarında bunu göremeyebiliriz, gibi bir eleştiri de söz konusu olabilir ama daha genel anlamda Güney Afrika’da gelir dağılımındaki eşitsizlik, dolayısıyla toplumdaki yoksul kesimle zengin kesim arasındaki uçurum çok yüksek seviyede. Apartheid rejiminin de mirasıyla bugün Güney Afrika gelir dağılımı eşitsizliklerinde dünyada ilk sıralarda yer alıyor. Eğitim ve sağlık hizmetlerine erişim, yaşam alanlarının dağılımı, işsizlik ve iş güvencesizliği, düşük ücretler göz önüne alındığında, salt ırkçılık karşıtlığı üzerinden kurulduğunda Apartheid mücadelesi ve zaferinin sonuçlarının nereye tekabül ettiği ortada duruyor. Sermayedarlarla yapılan iş birliğinin, yabancı yatırıma açılmanın, sınıfsız ve imtiyazsız ülke mitinin gelip dayandığı noktada ekonomik ve politik gücü elinde kim tutuyor.
İnsanların ayaklarına baktığımızda da her şey apaçık görünüyor. Çünkü eşitsizlikler ayaktan başa, bir insanın bedenine tamamen sinmiştir.